19 Ağustos 2010 Perşembe

zorla mutsuz...

Bu nasıl bir mazoşistliktir allahım?
Nasıl sapkın bir ruh hali, nasıl bir acımasızlık??
Mutlu olmaya hiç mi tahammülü yoktur..en doğru olan değil de, hep yanlış şıklar mı işaretlenir? bu kadar mı çelişir kendi içinde? bu kadar mı susar göz yaşlarına bir gün dökmediğinde? Nefes almayı, bir gün daha kirasını ödemeyi şu hayatın fazlalık görür kendine..o yüzden midir bilmem kaç küsür senedir derin bir oh! çekmişliği yoktur.....
Özellikle kaldırır mı aklı başında biri iz kalacağını bile bile yaralarının kabuklarını??Ruhunu ters yüz eder defalarca..kirli paslı ne varsa alır eline, etine batırır...Hep daha derine üstelik...
Güçlü durmayı hayata karşı, yaşananlara, ona yaşatılanlara karşı..beton bir duvar gibi durmayı maharet sayıp, her gece kendi enkazı altında boğulur mu bi insan..hiç mi kusmaz, isyan etmez..
Aslında hiç hak etmeyene gösterirken acımasızlığını, bile isteye cellatına uzatır mı elini, yüreğini..Ruhunu üç beş saniyelik zevklere peşkeş çekmek, yaralı kanatlarının altına almak her defasında, aslında küçücük bi kız çocuğu olmak isterken, en adi fahişeyi oynamak....
Bu kadar mı acımasızsın be kadın...Bu kadar mı yalnızsın....

31 Mayıs 2010 Pazartesi



Bu hayvanlar müslüman mı söylesene bebeğim
Şu öküz müslüman mı bu sakallı sünepe?
Bir zalimin köpeği bak Allah’ı zikrediyor
Bak gazete ne yazıyor türklerinmiş türkiye

Yahudiler bombaları kucaklayıp bebeğim
Düşlemiyor intiharlar, işlemiyor karakol
Al götür bu yumruğu akşam çocuklar yerler
Başbakan meşgul namaz kılıyor ayol

Bana kolpa malzemeden putlar yontma bebeğim
Sezen Aksu’dan mesela, Kanarya’dan, Tanrı’dan
Allah’tan demiyorum, çarpılmış gibi korkma!
Kork putların ellerinde patlamasından!

ah muhsin ünlü

*haberin detayı için: http://haber.mynet.com/detay/dunya/kiz-cocuklari-da-kurtarilabilecek/511888

17 Mayıs 2010 Pazartesi

Bir nedeni yok. Yalnızca öptüm.

Dudaklarım gerisin geriye çekildi; ağdalı bir sıvının ağır ağır örttüğü, korkunun biçim kazanıp ayağa kalktığı ve ‘hey bana bir şeyler söylemenin vakti geldi’ dediği zamanlarda bekledim seni; gözlerimi kapadım. Bekledim. Beklerken, özlemenin hangi geçitleri geçilmez kıldığını, hangi duyguların insanı hayata kazandırdığını, basite indirgenmiş hüzünlerin geceleri dinlenmeye müsait şarkılarla şahlandığını anlatamadım. Evet, bilmiyordum. Bilmiyordum, kelimelerden arınmış bir cümle kurar gibi sevişmeyi. Sevişirken sözlük kullanıyordum hala. Ama, seni seviyordum. Ve sevdiğimi, sevgimi anlatma telaşıyla hata üstüne hata yapıyordum sana. Sana yaklaşamıyordum. Yasaklanmıştın adeta. Çiğnemeye çalıştığım yasak olsan da, uzak dursan da, o korkunç şeklini korusan da, farketmiyordu hiçbir şey. Küçük bir ateş. Küçücük bir ateştin sen. Sönmekten ürken bir ateş. Bir su damlasıyla bütün görkemini kaybedebilecek bir ateş. Aşkın mecali kalmamıştı. Sessizce sokuldum yanına. Acıyla irkildin. Gülümsedim. Gülümsememe anlam veremedin elbette. Kimdi bu? Ne istiyordu? Tanımadığın biri. Hatıralarını darmadağın etmeyi planlamış bir yabancı. Fuzuli bir beden, karşındaki. Usulca uzandım,

Bir nedeni yok. Yalnızca öptüm.

Kimi geceler penceremden uzayı seyrederim. Uzayın adını ben koymadım. Uzayın adını yıldızlar, gezegenler kendi aralarında kararlaştırmışlar. Rahatlatır beni o. Bütün yağmurlar, uzayın derinliklerinden gelip yağar diye düşünürüm. Yağmurlar başka galaksilerden gelip yağar. Romantizme uyum sağlamak için de değil. Öyle. İşin gerçeği budur. Yağmurlar, bu dünyaya ait sanma. Bembeyaz bir yalnızlığın olmalı senin de. Lekesiz bir yalnızlık. Lekelenmeye müsait bir yalnızlık. Tedirginliğini buna bağlıyorum seni seyrederken. Pişmansın. Pişmansın kapıp koyveremediğin için sanki. Elinde olsa, avaz avaz bağıracaksın sokaklarda. ‘Neyim ben? ! ’ diye haykıracaksın. Olmuyor tabii. Olmuyor. Sıyrılır gibi lüzumsuz bir yerden, sıyrılıp kendi affına sığınıyorsun. Beni anlayacağın günler gelecek. Beni de göreceksin. Benimle tamamlanacak bir şeye benziyorsun çünkü. Korkma lütfen,

Bir nedeni yok. Yalnızca öptüm.

Çocukluğumdan söz etmek isterim sana, eğer sıkılmazsan. Bir gün otururuz evde, ben sana hayatımı anlatırım dakika dakika. Kaç yaşımdaysam, o kadar yıl sürer konuşmam. Çay pişiririz. Çaydanlığa su yerine votka koyarız sen dilersen. Sonra da sen anlatırsın: Sevdiğin filmleri, sevdiğin parçaları, sevdiğin canlıları, sevdiğin... hep sevdiğin şeylerden konu açarsın. Ben sıkılmam. Ben seninle sıkılmamayı seni ararken öğrendim. Seni hayal ederken keşfettim sıkılmamanın azametini. Bir insan, bir insanı sıkamaz. Bir insan canı isterse sıkılır. Hacimler açarım sana içimde, dolman için, oraya akman için. Hacimler açarsın bana; çağlayarak gelirim. Endişelenmen gereksiz,

Bir nedeni yok. Yalnızca öptüm.

Olması gerektiği kadar fedakar biriyim aslında; daha fazlasını umma açıkçası. Endişelerim, ideallerim, halletmeye çalıştığım meselelerim var. Başkalaşmaya çalışıyorum. Gözardı edilmiş tutumlar edinmek hoş. Değişmek, hiç de zor değil. Yalnızca özgür olabilsem, sorun kalmayacakmış gibi sanki. Anlaşılmak istiyorum: sevdiğim bir şarkıyı herhangi biriyle paylaşırken aynı duyguları hissetmek arzusu bu. Evet, tıpkı bu. Sese, ahenge kapılırken, kendini müziğin ritmine verirken yanında bir diğerinin olabilmesi; görkemli bir anda birlikte sadeleşebilmek. Birlikte dansedebilmek gibi. Sen hastayken başucunda birinin sabaha kadar oturması gibi. Arada bir alnındaki teri silmesi, üstünün açılmamasına dikkat etmesi gibi. Bir başkası için hayatta kalma çabası gibi sanki. Ölmek için değil, yaşamak için uğraşmak gibi. Ummadan, hayal etmeden, sıradan, olduğu gibi.doğal. Ve ciddi. Ciddi ciddi hayatla mücadele edebilme gücü. Bu gücü yanyanayken yaratabilme yeteneği. Ben bu yeteneğin bir parçası olarak sokuluyorum sana. Masallarla geliyorum. Efsanelerle geliyorum. Herhangi bir insanın birikimiyle geliyorum aslında. Artniyetsizim. İnan,

Bir nedeni yok. Yalnızca öptüm.

Bazı sorulara cevap bulamadım; kuşkusuz gerekli de değildi bu. Soruyu soru halinde bırakıp sahici yanını korumaya çalışmam, cehalet mi sanıldı acaba? ! Bedenlerin bedenlerden istedikleri, ruhların, ruhlardan çıkarttıkları, karşılıklı acıların birbirlerinin etkisini arttırdıkları vakitlerde düştün aklıma. Aklıma yayıldın. Ne kaybedebilir, ne kazanabilirdim ki artık: Ortadaydım işte! Bir başkasının mal varlığına dönüşmeden yaşayabilmenin yalnızlığıydı bu. Hayır! Melankoli diye adlandırma bu durumu; ortak bir açı yakalayamama sorunu galiba. Her kadın gibi doğurmak hevesi, her erkek gibi dağların doruklarında biraz gözden ırak hüzünlenme denemeleri aslında. Kusura bakma, kafam biraz dağınık,

Bir nedeni yok. Yalnızca öptüm.

İnsan inandığı şeyler uğruna muhteşem hatalar da yapabilir. Kızmamalısın. Darılmamalısın eğer bir kardeşlik varsa aranızda. Sevgi, hoşgörü takıntıları da değil. Bir elmanın kırmızı olması, bir gülün öyle kokması, bir derdin halledilmesinin ardından gelen ferahlık kadar sıradan ve güzeldir hata yapmak da. Aşka çılgınlığın yakıştığı çağları neden unutalım? Neden tarihin çuvalına tıkalım tatlı serseriliği, az biraz sergüzeşt olmayı? ! Ilımlılık mı kurtaracak insanlığı? Alttan alma mı örtecek bunca çirkefi, zorluğu, belayı? Demokrasi, senin saçlarından güzel olamaz. Senin yüzünden daha güzel olamaz krediler, faizler, repolar, tahviller. Dünyanın en uzun gecesi 21 aralık değil, beni terkettiğin gecedir. Beni üzdüğün, yorduğun, yıprattığın gecedir. Bir kabahat mi gerçekten kendi dışında birine hayranlık beslemek? ! Gerçekten kırıyorsun beni,

Bir nedeni yok. Yalnızca öptüm.

Birinin peşindeyim ben; tanımsız bıraktığım birinin. Sessizliğin doyurduğu, biçimli ve endişeli birinin. Düşüncelerimi zapteden, kelimelerimi korkutan birinin. Yanında huzurlu uyuduğum, mutlu uyandığım birinin. Onunla olmakla, onunla birlikte yaşamakla gizli bir gurur duyduğum, asla kıskançlığa ya da sahiplenmeye dönüşmeyen bir tutkuyla bağlandığım birinin. Onu arıyorum göğe her baktığımda; bir melek gibi uzanıp yüzüme dokunacağını tasarlıyorum. Bütün aşkların payına düşen şiddetten arınmış, başkalarına aynı/ birbirimize farklı koktuğumuz bir sevginin yolu bu. Cesaretimi ondan alıyorum pervasızca ve yine ona ben cesaret veriyorum mücadele ruhunda. Bir sır gibi saklıyoruz misafirliğimizi. Hüzün bitince geri döneceğiz çağımıza. İnsanlığa karışmaya hazır yapışık kalpler taşıyoruz aşkımızda. Bizim aşkımız hakikaten beden gücü gerektiriyor akıl kadar. Yapacak çok işimiz var. Dövüşecek çok düşmanımız var. Kucaklayacak çok arkadaşımız var. Bizim sebebimiz bu. Bizim fazlalığımız bu. Belki de iksirimiz. Kanayan yüzlerle çevrili bir gezegende, fırtınaya karışan bellek tozlarımızla, erdemlerimizle, ideallerimizle ayaktayız. Yalan söylemiyorum

Bir nedeni yok. Yalnızca öptüm.

Evet, sen de isterdin sanırım huzurlu yaşayabileceğin bir hayatın planlarını yapabilmeyi; kolaya indirgenmiş, biraz fazlayı aşırılıkta aramayan, ölçülü bir heyecanla kritersiz bir maceraya aday kahraman olmayı. “Rüzgara dur, yağmura yağma, mevsime değiş” demeyi; doğru, hepimizde biraz tanrıyı kıskanmak var galiba. Bütün günahlar da buradan kaynaklanıyor adeta. Hırslarımızın, çekincelerimizin odağı burası. Kazanmaktan çok, kaybetmeyi göze alabiliyoruz. Çikolata bile kurtlanabilir. Dondurma erir. Çiçek solar. Galiba önemli olan, onları yerinde yaşamak, yerinde korumak! Birer hatıraya dönüşseler bile! Kaç ölüme kaç doğuma şahit olduğunu hatırlayabiliyor musun? Sevmek, ifade edebilmek kadar, ifadeyi unutmamaktır da.

Şimdi sessizce uzaklaşmalıyım. Çünkü beni anlamadığını, anlamak için uğraşmadığını, hatta bunu önemsemediğini biliyorum. Aynı otobandaydık ve birimiz birimizin yanından geçip gitti. Hafızasızlığı, gurur saymanın adil yanı! . Hangimiz süratliydik; önemi kalmadı. Hangimiz daha özveriliydik; bunun da.. umarım mutlu olursun. Bunu bir çöküntü anında da söylemiyorum. Hiç kimse aldatmadı ötekini; yalnızca böyleydik işte! . Yüzüme öyle bakma nefretle,

Bir nedeni yok. Yalnızca öptüm.

Benden uzaklaştıkça, bana ait olandan yakanı sıyırdıkça rahatlayacağını, herşeye yeniden başlayabileceğini sanıyorsun. Kimbilir, doğrudur belki de! . Adımın yaşamadığı, adımın özlemle anılmadığı yerlerde kime umut verebilirim ki zaten? Romantizmin tehlikesi büyük! Romantizmin tehlikesi büyük! Romantizmin esrarı büyüleyici! Romantizmin kanına girdiği insanlar bencil ve hırslı!
Ben seninle birlikte yaşlanabilecek kadar erken yola çıkmayı istemiştim; maceramız uzundu çünkü. Maceramızın tahakküm altına alınamayacak kadar mükemmel olması, donanımımızla ilişkiliydi. Yani, sen ne kadar sevecensen, ben ne kadar yıpratıcıysam.. o da o kadar mükemmeldi. Özveri denebilir buna. Evet, buna özveri demek beni mutlu ediyor. İnsan, özverinin çocuklara ad olarak verilebileceği bir dünyada tanımını kaybediyor. Bu kaybedişteki kaosun ritmiyle çekiliyorum sana. Sen bir mıknatıssın şeffaf ve ben, çekilirken sana içimdeki alelade metal parçalarıyla, kan şekerim düşüyor, ağzım düşüyor, ellerim.. en çok da ellerim düşüyor! . Sakın ha üstüne alınma,

Bir nedeni yok. Yalnızca öptüm.

Ben seni kırmak için yaratılmadım. Uzun zamandır seni planlıyorum haksızca; cezalandırılacak kadar mı yabancı, tanınmaz ve suç yüklüydüm? ! Belki; seni çok yıprattığımın, bıraktığımın elbette farkına vardım, ama herşey mi benim aleyhte varoluşumla açıklanabilir? ! Beni, başta sana olmak üzere kimliklere karşı saldırganlaştıran koşulları tek başıma ben mi oluşturdum? Seni kaybettim. Bunu biliyorum. Seni kaybettiğimi sen çekip gitmeden önce de biliyordum. Ortadaydı. Bedel ve kefalet ortadaydı.. senin hakkında bir satır yazmamaya çalışmamın nedenini hiç düşündün mü? ! Sana ait olanları içten içe koruma uğraşı mıydı sanki bu: kuşkusuz. Hala da saygıyla ağlıyorum. Büyük bir tesadüfe yenildim, büyük bir eksen kaymasıyla, sihirbazın şapkasında sıkışıp kalan tavşan gibi,

Bir nedeni yok. Yalnızca öptüm.

Elbette kızıyorsun bana; belki en çok da bu zayıflığıma kızıyorsun: Tedirginliğime, seni kaybetme endişeme, telaşıma, şaşkınlığıma, titreyişime, ürpermem, anlamlarını anlamamış kelimelerle yetinmeme, müzakerelerde bulunmama, buhranların yorduğu bir gençlik yaşamama, bilincimi sana yönlendirmeme, sürekli sürekli içmeme, kelimlerin kifayetsiz olma durumuna, vesaireye vesaireye.. İnadıma öfkeleniyorsun. Seni bırakmama, seni özgürlüğüne salmama hiddetleniyorsun. Bu da aşk işte! Bu da entrika! Bu da soysuzlaşmanın, aşkın getirdiği dalaveralarla kendine kilitlenmenin başka bir çeşidi! Peki anahtar nerede sevgilim? ! peki anahtarın üzerindeki yivler kimin eseri? ! Dur, dur, bağırma,

Bir nedeni yok. Yalnızca öptüm.

Bunlar da geçecek şüphesiz. Seni unutmama kaç yüzyıl kaldı ki.. bir küsme, bir burulma biçimiyle gidişinin ardından şehrin gri cephelerine fevkalade ağır bir el bombası gibi düşen bunaltının bıraktığı korkunç acının unutulmasına kaç yüzyıl kaldı ki.. Yaralandım. Bütün noktalarımdaki nöbetçiler de yaralandı. Çığrından çıkmış bir ayaklanma gibi ağlamakta yalnızlığım. Bir gerçek aramıyorum felakete. Bir bahne göremiyorum arkadaşlarımın beni teselli etmek için söyledikleri kelimelerin hanesinde. Ama yokluğunu doldurmuyor sevda siyasetinin hançerleri. Ama bilemiyorum yağmurun ardından artık hangimiz suçlanacak.. Eğer hissediyorsan,

Bir nedeni yok. Yalnızca öptüm.

Ben sende ardı arkası kesilmeyen bir korku sevdim. Ben bir cüce çocuk sevdim sende sıska. Şiddetli ve hayret uyandıran manevralarla kendi kanına olan saplantılı aşkını sevdim. O rutubet kokan loş yüzündeki kanalizasyonları, az kelimeyle kurduğun cümlelerdeki gizli soru işaretlerini, barlardan çatlak bardak gibi atılmayı beklemeni, serserice patlamalarını, yuttuğun toplu iğneleri ve bir film hilesi hissi uyandıran utangaç hasret pozlarını sevdim. Dokunamadım sana. Parmakuçlarım neşterdi çünkü. Kırılan bir kemiğin sesiyle veda ederken,

Bir nedeni yok. Yalnızca öptüm




küçük İskender

8 Mayıs 2010 Cumartesi

BİR ANNE VARDI YAVRULARINI ÇOK SEVEN

Memleketin birinde bir anne vardı yavrularını çok seven. Ama o öyle her anneye benzemezdi. Her anne kadar değildi sevgisi. Bitmezdi, aksine hep daha çok artardı. Gün be gün, kat be kat…

Kendi pek uzun boylu sayılmazdı lakin kalbi kocamandı. O bir altmış civarlarında olmasına karşın yüreği bir doksan vardı. Herkesi sığdırırdı kalbine. Ailesini, arkadaşlarını, kedileri, köpekleri, kuşları, kapıcı Mehmet ağabeyi, komşu Sultan ablayı… herkesi… hep aynıydı sevgisi, kimseyi kimseden ayırmaz, kimseden nefret etmezdi. Senelerce robot zannettim annemi, insan olamazdı çünkü. Ama anladım ki o bir robot değil, insan da değil, insan suretine girmiş ışıl ışıl bir şeydi… çok baktım ama göremedim kanatlarını, geldiği yerde bıraktı demek ki…

Ona istediğinizi yapın, küsmezdi size… birşeycik demezdi. Ama içindeydi hepsi. Bütün üzüntüsü, kırgınlıkları, kızgınlıkları hepsini kimselerin göremeyeceği bir yere yığardı. Kollarını açardı hep, böyle kocaman iki yana… bir kere sarıldı mı size bırakmazdı asla! Büyüseniz, koca adam olsanız bile devam ederdi sarmaya. Bilirdiniz ki bu hayat denen koca parkurda ne kadar koşup terleseniz de, sırtınıza bez sokacak, tökezleyip düştüğünüzde yaranızı üfleyip saracak…

Böyle bir kadın işte…tarifi mümkün olmayan, ufacık şeylerle bile mutlu olmasını bilen, gülen hep gülen… daha fazla anlatamam seni, hiçbir dilde adı konmamış bir şey sendeki.

Gencecik yaşta hayatını bize veren annem! Soruyorum sana değdi mi? Pişman oldun mu hiç? Kızdın mı bize? Geri verebilsem hepsini, bütün yıllarını, ilmek ilmek ördüğün koca 28 seneyi… istermiydin? İstemezdin biliyorum... O da senin olsun, senin hanene yazılsın derdin.

Yok be annem daha fazla anlatamam seni…bir masal gibisin sen, yazmakta bana düştü…

4 Mayıs 2010 Salı

tanımaktan ve beni tanımasından hiç pişman olmayacağım, aksine bunun için her gün teşekkür edeceğim biri..ve bana bu şiirleri gönderdi...

sen beni öpersen belki de ben fransız olurum
şehre inerim bir sinema yağmura çalar
otomobil icad olunur, zarifoğlu ölür
dünyadaki tüm zenciler kırk yaşından büyüktür.

-senegalliler dahil değil

sen beni öpersen belki de bulvarlar iltihablanır
çağdaş coğrafyalarda üretir cesetlerini siyaset bilimi
o vakit bir sufiyi darplarla gebertebilirsin
hayat bir yanıyla güzeldir canım, sen de güzelsin

-yoksa seni rahatsız mı ettim?

sen beni öpersen belki de aşkımız pratik karşılık bulur
ne ikna edici bir intihar girişimidir şimdi göz göze gelmek
elbette ata binmek gibidir seni sevmek sevgilim
elbette gayet rasyoneldir attan atlamak

-freud diye bir şey yoktur.

sen beni öpersen belki de ben gangsterleşirim
belki de şair olurum seni de aldırırım yanıma
bilesin; göğsümde hangi yöne açmış tek gülsün
yani ya bu eller öpülür, ya sen öldürülürsün.

-haydi iç de çay koyayım.

ah muhsin ünlü

29 Nisan 2010 Perşembe

mütemadiyen depresif....

Gecenin ağır kokusu üstümde…sen söylediğinden beri..elimdeki sigaramın dumanından bile daha bulanık içim..kafam karışık, sürrealist bi ressamın elinden çıkmış bi tablo gibiyim..hem gerçeğim hemde değil…uçuyorum, boşluktayım, düşüyorum….ellerini uzatıyorsun ama çok uzaksın…tutamayacaksın, sende biliyosun..

Çabalama!

Çok zor! Sen ne kadar büyük, ne kadar güçlü, ne kadar SEN de olsan…olmaz, yetmez…Olduğun yerden göremezsin ne kadar derin olduğunu…

Korkma!

Korkma, benim için üzülme…Zümrüd-ü Anka kuşuyum ben, her yanıştan sonra küllerimden doğarım..ama bilirim efsane dilden dile dolaşır, büyür..kimse bilmez belki de ben bile inanırım bi gün mutluluğa, kendi efsanemin sarhoşluğu tekrar kör eder aslında hiç açılmamış gözlerimi…

Acıma!

Sakın bir daha acıyarak bakma bana…Acıman acıtma olur batar yüreğime..Dağlama etimi! Sus! Daha fazla sarılma! Bakma gözlerimin içine! Başakların narin boynunu koparan orak gibi ellerin, DOKUNMA DAHA FAZLA…..

Ve GİTME!

Öylece kal! En son hatırladığım en mutlu anımda kal…Zihnimin sarı yapraklı hatıralarında…Küçük bi ışık olarak kal..Ve adımı söyle içtiğin her rakının ilk dublesinde..Ama içinden, sessizce..Çünkü canım, sen benim hiç olamayacağımsın..

KİMSE DUYMASIN!

23 Nisan 2010 Cuma

bir şiir ki....anlatması zor...

merhaba canım

"ben az konuşan çok yorulan biriyim
şarabı helvayla içmeyi severim
hiç namaz kılmadım şimdiye kadar
annemi ve allahı da çok severim
annem de allahı çok sever
biz bütün aile zaten biraz
allahı da kedileri de çok severiz

hayat trajik bir homoseksüeldir
bence bütün homoseksüeller adonistir biraz
çünki bütün sarhoşluklar biraz
freüdün alkolsüz sayıklamalarıdır

siz inanmayın bir gün değişir elbet
güneşe ve penise tapan rüzgarın yönü
çünki ben okumuştum muydu neydi
biryerlerde tanrılara kadın satıldığını
ah canım aristophanes

barışı ve eşek arılarını hiç unutmuyorum
ölümü de bir giz gibi içimde
ölümü tanrıya saklıyorum
ve bir gün hiç anlamıyacaksınız

güneşe ve erkekliğe büyüyen vücudum
düşüvericek ellerinizden ve
bir gün elbette
zeki müreni seveceksiniz
(zeki müreni seviniz)"

bu şiir bana bi arkadaşımdan geldi...gecenin geç bi saatinde kafayı kırmak üzereyken geldi..okuyunuz...afiyet olsun..

* adonis(t): züppe, yakışıklı genç aynı zamanda afrodit in ve persopone nin paylaşamadığı başka bi tanrının kendi kızından olan yakışıklı ölümlü...

*Aristofanes (Aristophanes), İsa'dan Önce 456 - 386 yılları arasında yaşamış bir komedya yazarıdır.

13 Nisan 2010 Salı

şu ramiz dayıya fena halde gıcık oluyorum...

Aslında gıcık olduğum tek şahıs o diil...Gözümün önünde ki en yeni örnek olduğu için bilhassa onu seçtim... Ramiz olmaz, Ali Rıza olur, o olmaz Ednan olur, Memati olur, Matmazel De Aylaynır olur..olur da olur...
Benim sinir olduğum durum bu kadar içimize işlemesi aslında.. Adlarına sayfalar kuruluyor, kafaları mümkün mertebe her türlü mahlukatın üzerine montajlanıyor, esprileri fıkraları yüzyıllık Temellerin, Dursunların, Adamın biri.. diye başlayan komikliklerin yerini alıyor.. Onlar gibi konuşup, onlar gibi davranıyoruz..Ve hatta kızlar Bihter gibi zıplaya zıplaya yürür, oğlanlarda ya Behlül gibi karıya kıza dalar, yada hırtlar vadisinde ki gibi en az üç leşi varmış tadında gezer oldular...
Hayır benim anlayamadığım şey; hangimiz gerçek hayatımızda öz be öz dayımızı dinledik ki, Ramiz Dayının sözlerini feyz alıyoruz..Sanal bi kahraman işte...Git dayı özlemi çekiyosan bi bayramda kendi dayının elini öp be deyyus...
Ne yapmaya çalışıyoruz? Gerçek dünyayla sanal dünyayı birbirine karıştırıp, gerçekte yapmaya cesaret edemediğimiz görevlerimi veriyoruz dizilerde ki süper kahramanlara? Tekdüze hayatlarımızı beyaz camda mı hareketlendiriyoruz? Toplumsal tabularımızı, mahremiyetlerimizi sahte yüzlerde, planlanmış hareketlerde, bol makyajlı duygularda mı bastırıyoruz? Hiç binemeyeceğimiz arabalara binip, hiç giyemeyeceğimiz kıyafetleri giydiğimizi sanıp, hiç sevişemeyeceğimiz süper herifleri ve karıları mı hayal ediyoruz? Kaç kadın evde kocasından dayak yediği, duygusal şiddete maruz kaldığı halde evini terk edemezken, o şaşalı hayatı bırakıp sevgilisiyle kaçmaya çalışan kadınları ayakta alkışlıyor..
Aslında kendi sorumun cevabını kendim vermiş oldum...O kadar mutsuzuz ki sanal mastürbasyonlarla kendimizi tatmin ediyoruz...Ama durum tehlikeli bi boyut alıyor...O aptal kutusunda gördüğümüz şeylere sahip olmak, öyle yaşamak istiyoruz..Mutluluğu havalı olmakta, zengin olmak ta, ünlü olmakta buluruz sanıyoruz.. Oyüzden de elimize geçiridiğimiz boktan bi kurusıkı bozmasıyla banka soymaya kalkışıp, yakalandığımızda nedenini şöyle açıklıyoruz:"Lüks bir cip alabilmek için..."
Bknz.: Bugün ki Gazeteler..

11 Nisan 2010 Pazar

zor olanı başardım..

Bi insana "Senden Nefret Ediyorum!" demek ne kadar zor bişey....
Ne kadar kendine güvenli ne kadar tötün kalkık, koltuklarının altı şiş bile olsa şu üç kelimelik mini mini cümle çıkamıyor ağzından...
Üstelik o insan seni kırmış, anlamamış, dinlememiş, duymamış, konuşmamış, konuştuğunda hırpalamış parçalamış bile olsa... Yahu.. sen diilmiydin "ben çok güçlü bi hatunum bana bi bok olmaz, kimseyi takmam, ille ben ben ben.."diyen... neden şimdi çıkmıyo ağzından...neden bi elinde telefon diğer elinde vicdan oturuyosun?
Hani senden değerli bişey yoktu? Hani sen bu dünyada tektin? hani şirretin tekiydin, seri laf sokardın, acımazdın, cevapları tokat gibi yapıştırırdın şaak diye?? Yok öle diilmişsin işte.. Bak kaç saat oldu hala diyemedin...
Ama merak etme yalnız diilsin.... O kadar çok ki "senden nefret ediyorum fobikler" etrafında.. hatta inan bana o kadar çok kişi o kadar çok kez sana karşı söylemeyi istedi ki bu lafı...onlar da korkaktı yuttular gitti; tıpkı senin paketinde kalan son sigaranı içip yatağında gözlerini kapattığın an yapacağın gibi, unuttular....
Bu kadar mı önemli karşında ki? Bu kadar mı yeri dolmaz, unutulmaz, atsan atılmaz satsan satılmaz? Bu kadar mı sinirden yeni manikürlenmiş tırnaklarını mahvetmene neden ?? Öyle demek ki...bak hala diyemedin...
Şimdi yatıcaksın...sabaha kadar dönüp duracaksın rüya labirentinde..Sabah olucak, kahveni içip sigarayı yakıp, telefonu eline alıcaksın ve uzuuun bi "dııııııınnnn" sesinin sonunda şöle diceksin
"alo, canım......"
Çünkü KORKAKSIN!!! Ve bu yüzden SENDEN NEFRET EDİYORUM!!!!

Hadi Hayırlı Olsun....

Canlarım, ciğerlerim...

Biliyorum uzun zamandır bekliyosunuz...ve en sonunda kıçımı kaldırıp beklentilerinize karşılık veriyorum..
Sizlerin de dediği gibi..bi insan her boku bilirde, neden insanlıkla paylaşmaz??? neden gelecek nesillerin gözünü açıp, toz pembe hayallerini yıkmaz???

Ve işte.....geldim..her ne kadar Mr. Muscle gibi havalı gözlüklerim ve kaslarım olmasada gününüzü bok eden kötü kokulu lekeleri temizlemek için yanınızdayım..tek yapmanız gereken tuvalet fırçanızı hazır edip beklemek...

Şimdi..bu sorununuzu da çözdüğüme göre ilk bildiğim(muhtemelen hayal gücümün ürünü) haltı yazana kadar..rahat rahat uyuyabilirsiniz..

Hadi kalın sağlıcakla...