Memleketin birinde bir anne vardı yavrularını çok seven. Ama o öyle her anneye benzemezdi. Her anne kadar değildi sevgisi. Bitmezdi, aksine hep daha çok artardı. Gün be gün, kat be kat…
Kendi pek uzun boylu sayılmazdı lakin kalbi kocamandı. O bir altmış civarlarında olmasına karşın yüreği bir doksan vardı. Herkesi sığdırırdı kalbine. Ailesini, arkadaşlarını, kedileri, köpekleri, kuşları, kapıcı Mehmet ağabeyi, komşu Sultan ablayı… herkesi… hep aynıydı sevgisi, kimseyi kimseden ayırmaz, kimseden nefret etmezdi. Senelerce robot zannettim annemi, insan olamazdı çünkü. Ama anladım ki o bir robot değil, insan da değil, insan suretine girmiş ışıl ışıl bir şeydi… çok baktım ama göremedim kanatlarını, geldiği yerde bıraktı demek ki…
Ona istediğinizi yapın, küsmezdi size… birşeycik demezdi. Ama içindeydi hepsi. Bütün üzüntüsü, kırgınlıkları, kızgınlıkları hepsini kimselerin göremeyeceği bir yere yığardı. Kollarını açardı hep, böyle kocaman iki yana… bir kere sarıldı mı size bırakmazdı asla! Büyüseniz, koca adam olsanız bile devam ederdi sarmaya. Bilirdiniz ki bu hayat denen koca parkurda ne kadar koşup terleseniz de, sırtınıza bez sokacak, tökezleyip düştüğünüzde yaranızı üfleyip saracak…
Böyle bir kadın işte…tarifi mümkün olmayan, ufacık şeylerle bile mutlu olmasını bilen, gülen hep gülen… daha fazla anlatamam seni, hiçbir dilde adı konmamış bir şey sendeki.
Gencecik yaşta hayatını bize veren annem! Soruyorum sana değdi mi? Pişman oldun mu hiç? Kızdın mı bize? Geri verebilsem hepsini, bütün yıllarını, ilmek ilmek ördüğün koca 28 seneyi… istermiydin? İstemezdin biliyorum... O da senin olsun, senin hanene yazılsın derdin.
Yok be annem daha fazla anlatamam seni…bir masal gibisin sen, yazmakta bana düştü…